GAPS 
​Bağırsak ve Psikoloji Sendromu
İçin Doğal Tedavi Yöntemi 

S.K. Smith'in Hikayesi
​Kaynak: GAPS Stories, Medinform Publishing, İngiltere 2012

Yaşanan Psikiyatrik ve Fizyolojik Hastalıklar: Depersonalizasyon sendromu, kronik yorgunluk, depresyon, 
​dirençsizlik, apati, zayıf bağışıklık sistemi, vejetaryenlik, anksiyete, adet sorunları


​Henüz GAPS Diyetinin başlangıç aşamalarındayım ve GAPS Giriş Diyetine sekiz ay önce başladım. Uzun vadede daha da iyileşme yaşamayı uumuyorum ama şu ana kadarki sonuçlar fazlasıyla yüreklendirici. GAPS’a başlamadan önce, yataktan kalkabilmek için kendimi zorlayabilmem veya fiziksel egzersiz yapabilmem neredeyse imkansızdı! Sanki uyuşturucu kullanmışım gibi hissediyordum; kafam “sisliydi” (oldukça iyi düşünebilmeme rağmen). Duygusal durumumu tarif etmek güç ama oldukça depresiftim ve apatim vardı; hiçbir şeyi önemseyecek veya yanlış olan bir şeye karşı çıkabilecek enerjim yoktu. Oysa artık kısa mesafe koşabiliyorum, sabahları yataktan kolay kalkabiliyorum ve hem fiziksel hem de zihinsel olarak güçlü hissediyorum. Tamamen başka biriyim! GAPS konusunda çok heyecan duyuyorum ve hep onun nasıl daha fazla yayılabileceğini düşünüyorum.

Hikayem şöyle: Yıllarca ve sürekli giderek ağırlaşan depersonalizasyon hastalığım vardı. Beyin görüntülerimde de görünüyordu; beynimin bir bölümü aktif değildi. Depersonalizasyon tecrübem şöyleydi: Kendimi sanki uyanık değil; rüyada gibi hissediyordum ve beynimin çevremi doğru algılayamadığını hissediyordum. Duyusal konuları sağlıklı yorumlayamadığım için ilişkiler de zordu. Kişiler ve mekanlar tanıdık gelmiyordu ve iyiyken onlara olan eski hislerimi hatırlayamıyordum. Sanki robotmuşum gibi duygularımla bağlantı kuramıyordum. ​Daha sonra, kronik yorgunluğa yakalandım. Her zamanki halimden farklı olarak letarji ve apati başladı. Normalde çok aktiftim; ama artık sürekli olarak yatağımdan kalkamıyordum ve kendimi bir aktiviteye zorlamak bu durumu daha da kötüleştiriyordu. Mide sorunu veya soğuk algınlığı gibi bir problem, çok uzun süre beni terk etmiyordu. ​

​Bir doktor veya natürapat gözetiminde olmama rağmen kitabınızı okuduktan sonra GAPS’ı denemeye karar verdim. Kısa sürede nasıl hissedeceğimi denemek için önce Tam GAPS Diyetiyle başladım. Üç gün içinde o kadar farklı hissetmeye başladım ki, GAPS’ın benim için doğru yaklaşım olduğu konusuna güvenim artmıştı. GAPS Diyetinden önce, “sisli zihin” hislerimi ve her küçük görev için bile beynimin düzgün bir şekilde odaklanabilmesinin güçlüğünü artık kabul etmeye başlamıştım. Aslında beynimin hiç odaklanabilme güçlüğü yoktu – net bir şekilde yazıp konuşabiliyordum – ancak başkalarına normal görünsem de çevrem bulanıktı ve kavramakta güçlük çekiyordum; bu yüzden tepki vermek de güç geliyordu. Hiçbir yerde bu hisle ilgili bir açıklama okumadım ve hayatımı çok zorlaştıran bir güçteydi. GAPS’daki her günümde bu hissin giderek azaldığını hissediyordum ve işimde daha etkin olabiliyordum. ​Vejetaryen beslendiğim için GAPS Giriş Diyetine geçiş yapmak zordu. O yüzden GAPS’da izin verilmeyen yiyecekleri yavaşça beslenmemden çıkarmaya ve zamanla kendimi çok yağ ve çok sayıda sebze ve fermente gıda ile beslemeye karar verdim. Altı aydan sonra da; süt ürünlerini, meyveyi, fasulye ve baklagilleri keserek Giriş Diyetini yapabilecek duruma geldim. Bu hazırlık döneminde bile fiziksel olarak güçlenmiştim. Sabah 10-11’e kadar yatakta kalmak yerine, sabahları 7’de uyanıp gün boyunca da tekrar uyuma ihtiyacında olmuyordum. Daha canlı ve diğer insanlarla kendimi daha uyumlu hissediyodum ki bu, bir Depersonalizasyon hastası için başarıdır. Ayrıca, iştahımın da değiştiğini fark ettim. Artık tatlı şeylere açlık duymuyor ama bol et ve balık yemek istiyordum. ​

​Ancak, Giriş Diyetini yapmamın önemli olduğunu hissettim; çünkü hala ev işleri veya en basit egzersizleri bile yapamıyordum ve Giriş Diyetinin Depersonalizasyon hastalığımın geçmesinde de etkili olacağını düşündüm. Başlangıçta Giriş Diyetini çok zor buldum. Duygusal gelgitlere yol açıyor ve beni hasta ediyor gibi geldi. Midemi bulandırdığı için çok yağ yiyemiyordum ve çok açlık çekiyordum. Biraz denediğim kadarıyla et yemek çok iğrendirici geldiği için, et-kemik sularını denemek de zordu. Bir yudum hindistan cevizi kefiri denemem, iki gün süren baş ağrısına sebep oldu. ​

​Bunlara rağmen, ertesi üç ayda bazı değişiklikler gözlemledim:
Düzenli şekilde kilo veriyordum (fazla kilom vardı); ( önceleri yedikten sonra ağrım olurdu, artık yedikten sonra midemde hoş bir duygu oluşuyordu).  Tat tomurcuklarımda uyanma oldu ve böylece yiyecekler çocukluğumdaki gibi tat veriyordu (kokuya artan hassasiyetim başladı ve bu, bazı kimyasal kokuları çok tiksindirici bulmama neden oldu). Hep ağrıyan baş parmağımdaki ağrı durdu, hep düzensiz ve ağrılı olan adet kanamalarım düzene girdi ve ağrısı kesildi. Anksiyetem oldukça azaldı ve modum çok daha optimist, olumlu oldu (merdiven çıkmak bile oldukça yorucu gelecek derecede fiziksel güçsüzlük hissediyordum). Tekrar diğer insanlarla uyumlu olabiliyordum ve depersonalizasyon öncesi hayatımı hatırlayabildim. Yiyecekleri artık çok seviyordum ve bu duyguya minnettar kaldım, yıllarca onlardan nasıl mahrum kaldığıma hayret ediyordum.​

GAPS Giriş Diyeti bir krizdi önceleri; çünkü bu yeni alışveriş, yemek yapma ve yeme tarzını öğrenmem zor oldu. Tüm bu açlık ve zayıflık duygularının hepsinin üstesinden gelmeye karar verdim; çünkü iyileşmeyi çok istiyordum. Tam GAPS Diyetindeki bazı berbat hislerimin detoks olmamdan kaynaklandığını anladım. Hoşnut duygular olmamalarına rağmen, vücudumdan toksinlerin çıkmasına memnun oldum çünkü artık daha sağlıklı olabilecektim. ​Hayatımın bu aşamasında beklenmedik bir bölüm de oldu. Önceleri süpermarketlerden alışveriş yapardım. Artık her haftasonu yerel çiftçilerin pazarlarını ziyaret ediyordum ve yerel Türk süpermarketlerinden, balıkçılardan ve kasaplardan alışveriş ediyordum. Böyle bir alışveriş şekli çok farklıydı; çünkü hem hizmet veren kişilerle hem de yiyecekle daha bir bağlantıda hissetmeye başlamıştım. Çiftliklerden veya Türkiye’deki çiftliklerden hatta kendi çiftliklerinden et getiren insanlar bana hizmet ediyorlardı. Beni tanıyorlardı ve bana çok yakın davranıyorlardı ve bir topluluğun parçası olduğumu hissetmeye başlamıştım. Onlara kişisel olarak bir şey ifade etmeyebilirdim ama onlara para ve takdirlerimi sunarak onların çevresine katkıda bulunuyordum. Beni iyileştiren yiyecekleri sattıkları için bana ne kadar katkıda bulundukları konusunda somut bir duygu hissetmeye başladım. Birbirimize olan bu bağımlılığımız özel bir atmosfer doğurmuştu. Mutfağım da daha bir yuvaya ait gibi olmuştu. Birden her yer, fermente etmek için kullandığım kavanozlarla dolmuştu ve buzdolabım da her zaman hoş görünen sebzelerle doluydu. Et-kemik sularının kokuları evi sarmıştı. ​

Sonunda dönüm noktası geldi. Çok daha enerjim olduğunu ve her hafta da giderek arttığını gördüm. Zihin yapımda da birden farklılık hissettim. Daha önceleri pasif ve boyun eğen biriyken; sinirli ve sabırsız olmaya başlamıştım. Nasıl hissettiğime önem verecek güce gelmiştim. Bağışıklık sistemim de uyanmıştı. Ancak her şeye alerjimin başlaması ve adet kanamalarımın durması negatif semptomlardı. Hem iyileşme, hem de negatifliklerin aynı anda olması kafamı karıştırmıştı, hem de aşırı açlık çekiyordum. Açlığa karşı daha çok yiyecek ekledim. O günden beri, kronik yorgunluğumun tüm fiziksel yönlerinde düzenli bir gelişme oldu ve tekrar egzersize başlayabildim. İyileşmeme yardımcı olması için başka şeyler denemeye başladım ve karaciğer-kolon temizliği ile periodontal hastalık tedavimin büyük faydalarını gördüm. Ayrıca “Earting sheet” (topraklama çarşaf) aldım ve o da bana çok daha iyi uyku verdi ve genel durumu iyileştirdi. ​

​Bu ay, GAPS Giriş Diyetine tekrar geri döndüm ve bu sefer die-off’ (yavaş ölüm) veya detoks semptomlarım da olmadı. Aslında, diyete daha önceki başlamamdan daha da iyi hissettim. Bu sefer yiyecekleri daha yavaş tanıtmaya niyetliyim. İlginç olan, bu seferki Giriş Diyetimin daha ikinci gününde adet kanamam başladı (beş aydır ilk kez ). ​Şu ana kadar; her bir problemim çözülmedi ama koşabiliyorum, dans edebiliyorum, dekorasyon yapabiliyorum, uzun yürüyüşlere çıkabiliyorum ve ağır yükleri taşıyabiliyorum, hem de yorulmadan. Bu; yerel markete ziyaretin maraton koşusu gibi geldiği ve egzersizi hayal bile edemediğim o zamanlarımdan oldukça farklı. Ancak GAPS yolculuğum, sadece hastalıktan sağlığa giden bir yolculuk olmadı; ölümden hayata yaptığım bir yolculukmuş gibi hissettim. Bir yıl önce bu zamanlarda nasıl hissettiğimi düşünemiyorum bile. Artık hissettiğim; tamamen canlı olduğum bambaşka bir dünya ve ondan heyecan duyuyorum. Ayrıca, sevmek ve sevgiyi başkalarıyla paylaşabimek konusunda kendimi çok daha muktedir hissediyorum. Bu, vücut fonksiyonlarımın düzelmesinden çok daha çok daha önemli ve buna tüm kalbimle minnettarım. Bu; insanların bilse, dünyalara değer bilecekleri bir SIR gibi sanki! 

​​
Dr. Natasha Campbell McBride'ın yorumu: ​“Bu hikaye, herkesin deneyiminin nasıl eşsiz ve kişisel olduğunu gösteriyor. S.K. Smith, bu kısa sekiz aylık  dönemde çeşitli iniş çıkışlar yaşamak zorunda kaldı. Bundan dolayı motivasyonunu kaybetmeden azimle GAPS Programına devam etmesi ve Giriş Diyetine tekrar başlaması, onun başarısı. Her defasında semptomları azaldı ve daha fazla fayda gördü. S.K. Smith’den öğreneceğimiz diğer bir ders de, vücudunun sesine kulak vermesi ve diyetinde yiyecekleri yavaş tanıtması. Kendine iyi davranmak ve vücudunun başa çıkabileceği bir hızda diyetini yapmak çok önemli ve tüm farkı yapan da o. Hikayen için çok teşekkürler!”

Kathleen Bush’un hikayesi
Kaynak: GAPS Stories, Medinform Publishing, İngiltere 2012


Yaşanan Psikiyatrik ve Fizyolojik Hastalıklar: Sindirim problemleri, kan şekeri düzensizliği, gül hastalığı, anksiyete, depresyon, kronik sinüzit


Sağlıklı bir bebektim. 1955 yılında doğdum. Kilolu bir bebek olduğum için doktor anneme süte daha erken başlamam gerektiğini söylemiş. Ve bebek mamaları ve sütlerine yaşamımın daha ilk aylarında başlamışım. 2,5 yaşında zatürreeye yakalanmışım. Hastaneye kaldırılmışım ve antibiyotiklerle tedaviye alınmışım. Çocukken kronik boğaz rahatsızlıkları ve kulak enfeksiyonlarına yakalanırdım. 7 yaşındayken bademciklerim alındı. Ergenlikte, klasik Amerikan tarzı beslenmeyle birlikte anksiyete, stresle başa çıkamama ve kan şekerinde yükselme ve düşüşleri tecrübe etmeye başladım. Açıkça problemim GAPS’dı. ​

Ailemle ilgili bilgi size, hayatım boyunca GAPS’lı olmamla ilgili daha net bir fikir verebilir. Annemin; bağışıklık sorunları, kan pıhtılaşması, kronik düşük tansiyon ve ağır hipotiroid gibi çeşitli sağlık sorunları vardı. Ablama 14 yaşında şizofreni teşhisi konmuştu ve hiçbir zaman iyileşemedi, şu anda 62 yaşında. Ailemde iki üç kuşaktır mevcut diğer bazı sorunlar şunlardı: depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk, Tourette sendromu, bilişsel problemler, alkolizm, uykusuzluk, sosyal fobi, bağışıklık sorunları ve stresle başa çıkamama. Her zaman süte hassasiyetim vardı ve yetişkin hayatım boyunca ondan hep uzak durdum. Sanırım bu benim kalsiyum yönünden vücudumun eksik kalmasına yol açtı. Ancak kalsiyum destek tabletleri almak konusunda tereddütlüydüm. Neyse ki peyniri tolare edebiliyordum. ​40’lı yaşlarımda yüzümde gül hastalığı (bir tür cilt rahatsızlığı) başladı. Doktor bana antibiyotik reçete etti ve hayatım boyunca kullanabileceğimi söyledi. Bir sene kullandıktan sonra, uzun süreli antibiyotik kullanımının sağlıklı olmayacağını düşünüp kullanmayı bıraktım. Ama cilt rahatsızlığımın devam etmesi üzerine gittiğim diğer doktorlar da hep aynı antibiyotiği önerince, düzenli birkaç yıl daha kullandım. 

O sırada bir arkadaşım, cilt rahatsızlığım için doğal bir tedavi bulabileceğimi söyledi ve başka bir arkadaşım da o sırada bana GAPS kitabını önerdi. O, kitabı okumuştu ve şizofreniyle ilgili de olduğu için ve kız kardeşimin şizofren olduğunu bildiği için benimle paylaşmak istemişti. ​Şizofreni konusunda aydınlanabileceğimi düşünerek okumaya başladım ve okudukça ailemin kökeniyle ilgili olduğunu idrak ettim. Meğer ailem kuşaklardır GAPS hastasıymış. En önemlisi de, annemin ve tüm kızlarının aynı benzer hastalıklara yakalandığını anladım: Hepimiz aynı bağırsak florasını paylaşıyorduk! Derhal GAPS Protokolüne başladım. Hala günü hatırlıyorum: 29 Mart 2008. Hemen de sonuçlarını aldım:   
1. Kan şekeri artış ve düşüşlerim bir gecede kesildi. 

2. Hep düşük olan ama ani artış göstermeye başlayan tansiyonum tekrar düzeldi.        

3. Uzun yıllardır bacaklarımda, ayak bilklerimde ve özellikle de karnımdaki kronik şişmeler geçmeye başladı.  4. Yüzümdeki cilt problemi geçti.         

5. Stresle başa çıkma becerim gelişmeye başladı.       

6. Orta şiddette depresyonum yatışmaya başladı.       

7. Anksiyetem geçmeye başladı.       

8. Mide ağrılarım sona erdi.       

9. Alt sol yanımdaki ağrılar da sona erdi.       

10. Kronik kabızlığım geçti.     

11. Kronik sinüs enfeksiyonlarım sona erdi.       

12. 7-8 kilo verdim.

​Şu 
anda GAPS Diyetimin 3. yılındayım. Diyeti bozup da beyaz un ve biraz şeker yediğim anda onların bende nasıl olumsuz etkiye neden olduklarını gözlemledim ve bu yüzden onları asla yememem gerektiğini anladım. Meyve-sebze sularını artırmak, şeker/karbonhidrat bağımlılığımı yenmeme yardımcı oldu. Diyeti ne zaman bozsam ağrılarım tekrar başlıyordu. GAPS Diyetinin önemi anladım ve ona hayatım boyunca sadık kalacağım! Yaşlandıkça da sağlığıma daha çok özen gösteriyorum ve vücuduma saygı gösteriyorum.  Üç oğlu olan kızım da oğullarıyla birlikte GAPS Diyetine başladı ve onu keyifle yapıyorlar, hatta kızım da büyük iki oğlunun GAPS Diyetiyle sağlığa kavuşmalarının hikayesini sizinle paylaşmak istiyor. Üniversite son sınıftaki diğer kızım da GAPS Diyetini hayatına geçirdi. Kızlarımın da GAPS Beslenmesiyle hayatlarını değiştirdiklerini görmek çok mutluluk verici. GAPS Kitabını okuduğumdan beri tam bir GAPS misyoneri oldum. 

Şu ana kadar onu 7 kere okudum ve yukarıda saydığım iyileşmeleri görmem, kitaba olan inancımı artırdı. GAPS Diyeti hayatımda devrim etkisi yarattı! GAPS Diyetiyle ilgili ne kadar iyi şey söylesem azdır. Ve bu hayat kurtaran bilgiyi dünyayla paylaştığı için Dr. Natasha’ya ne kadar teşekkür etsem azdır! Tüm kalbimle inanıyorum ki, bu çalışma tıp alanında Nobel Ödülü almalıdır!​Kızlarım ve ben hepimiz fırsat buldukça GAPS bilgi ve deneyimlerimizi herkesle paylaşıyoruz ve GAPS Kitabını da şimdiden çok kişiye tavsiye ettik. Dünyayla, hayat kurtaran bu bilgileri paylaştığınız için bir kez daha teşekkürler, Dr. Natasha!


Dr. Natasha Campbell McBride'ın yorumu:Hikayeni paylaştığın için teşekkürler, Kathleen! ​Tipik bir GAPS ailesinin geçmişini görmek özellikle ilginç. Modern dünyamızda bunun gibi GAPS sağlık problemleri olan çok sayıda aile var: depresyon, şizofreni, duygusal dengesizlik, bağımlılığa yatkın kişilik, alerjiler ve bağışıklık problemi gibi rahatsızlıkları olan aileler... ​Kathleen’in kızlarının da aileleriyle birlikte GAPS Diyetine başlamaları harika! Teşekkürler Kathleen, böylece kızlarının yetiştirdiği çocukları ve onların gelecek kuşakları da aynı hastalık problemlerine yakalanmaktan kurtulabilecekler. Sonuç olarak aileleri hayatlarında iyi bir sağlığın keyfini sürebilecekler.”


Mart 2009’da, GAPS’da izin verilmeyen yiyecekleri diyetimden çıkardığımdan beri, uyuşturucu ve alkol kullanmıyorum. Otuz altı saat sonra şunu farkettim ki, bu nişastalı ve şekerli yiyecekler, çocukluğumun başından beri beni ele geçiren ve ayık olduğum zamanlarda arka planda sürmeye devam eden depresyonumun sebebiydiler. Geçtiğimiz 33 ay boyunca, bir an bile depresif olmadım! Sanki uğraşsam da tekrar depresyona giremem! 

GAPS’ı, hepimizi sonunda işe yarayan cevaba götüren aynı dolambaçlı yoldan buldum. Önce, internet kaynaklarını kullanarak, 2008 yılında kendimin çölyak hastası olabileceğimi tahmin ettim ve tahminimi bir aile doktoru da onayladı. İkinci olarak, çok şanslıydım: Doktorum, çölyak hastalığı için verilen standart tıbbi tavsiye olan glütensiz diyeti takip etmememi söyledi! Onun fikrine göre, glütensiz diyet çölyak hastalığından sadece geçici bir iyileşme sağlıyordu. Doktorum, glütensiz diyette birkaç yıl geçirdikten sonra tekrar ona dönen hastalarından bahsetti; bu hastalar daha önce onları öldüren aynı semptomlardan tekrar müzdariptiler. 

Doktora inandım çünkü aynısını annemde de görmüştüm: Anneme, 1992 yılında 41 yaşında çölyak teşhisi konmuştu ve annem; 2006 yılında 55 yaşındayken, 14 yıl glütensiz diyette kaldıktan sonra öldü. Doktorun, tıbbi kurumla uyuşmama cesareti ve çölyak hastalığı için tedavinin ne olduğunu bilmediğini kabul eden alçakgönüllülüğü vardı. Tek emin olduğu, glütensiz diyetin çare olmadığıydı. Doktor bana, Hipo-Alerjenik Dönüşümlü Diyeti takip etmemi önerdi. Beni gerçekten hasta edenin ne olduğunu kendimin bulması gerektiğini söyledi. 

Hipo-Alerjenik Dönüşümlü Diyeti yedi ay yaptım, o da elbette glütensizdi. Doktorun beslenme uzmanıyla  yakından çalışıyordum. Uygulaması çok zor bir diyetti: Yedi ay boyunca, her dört günde, aynı dört yemek. Hala bazısının tadı ağzıma geliyor. Yedi ay boyunca her gün yemek günlüğü tuttuktan sonra, beni hasta edenin genellikle tahıllar olduğu sonucuna vardım; çünkü her gün tahıl yiyordum ve her gün hastaydım. Çok sonra, GAPS Diyetindeyken anlayacaktım. 

Üçüncü olarak, tekrar çok şanslıydım: Eşimin bir arkadaşı bana, Elaine Gottschall’ın Spesifik Karbonhidrat Diyeti’ni tanıttı. Karbonhidratların sindiriminin zor olduğu fikrini anlamam zor olmuştu. Hepsinden öte, bazı “sağlık uzmanları” bize, şeker suda hemen erirken, kırmızı etin bağısaklarımızda 10 yıla kadar kaldığını söylemişti... Biz GAPS hastalarının, ne kadar çok “öğrenmeme” yapmamız gerekiyordu! 

Bu diyetin benim için işe yarayıp yaramayacağını düşünmeden, Spesifik Karbonhidrat Diyeti mücadelesini, 30 gün boyunca “diyete fanatik olarak sıkıca uyarak” kabul ettim. 

Otuz altı saat sonra, büyük mutluluk! Meleklerin şarkı söylediklerini duyabiliyordum! Dünya aynıydı, ama her şey farklıydı. Okul öncesi dönemlerimden beri beni ele geçirmiş olan hayalet depresyon, iz bırakmadan yok olmuştu! O sesler topluluğu sesini kesmişti – bildiğiniz gibi, yaptığımız her hatayı bize hatırlatan ve gelecekte ters gidebilecek her bir şey için sürekli olarak bizi endişelendiren o negatif ve eleştirel sesler -. 33 aydır o komiteden bir ses bile duymuyorum! 

Birden bire “kendime döndüğümü” hissettim. Sanki, “legal olmayan” nişastalı ve şekerli yiyeceklerin etkileri tarafından ele geçirilmiş ve bozulmuş yol boyunca seyahat ettiğim tüm hayatımda ilk kez 4 yaşımdaki halime dönmüştüm. Ve şimdi, diğer yolda seyahat etme fırsatım vardı; doğanın benim izlememi istediği yolda! 

Sezgisel bir düşünce gelmişti bana: Tüm alkoliklerin GAPS’ı olduğu düşüncesi! Sonra başka bir tane da: Tüm uyuşturucu bağımlılarının, seks bağımlılarının ve kumar
bağımlılarının da GAPS’ı vardı! Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum ama sezgisel düşünceler gelmeye devam ediyordu: Ve yiyecek bağımlılarının, bulimiaların, hatta anoreksiyaların bile, tüm şişman ve zayıf insanların da: Hepsinin GAPS’ı vardı! EVET BUNA TAM OLARAK SAHİPTİK! BU OYDU! 

Anksiyete buharlaştı. Ertesi haftalarda şehvet yok oldu. Öfke, gülüp geçebileceğim noktaya kadar geriledi. 

O zamanlarda, deli olup olmadığımı merak ederdim. Günde birkaç kez yeni zihinsel durumumun içine girip çıkardım. “Bıraktığımı” fark etmezdim ama “döndüğümde”, “gitmiş” olduğumu fark ederdim. Halüsinasyon yaratan bir uyuşturucudan ayılmak gibiydi. Bu başlangıçta birkaç kez sürdü ve altı hafta kadar devam etmesi dinmedi. Ve tüm bu süre zarfında, işe gitmeye ve eşim ve çocuğumla normal bir aile hayatı sürmeye devam ettim. Akıl sağlığıma ne olduğu konusunda kimseye bir şey söylemedim ama sevinçli hissediyordum. Eşim bendeki değişiklikleri gözlemlemişti. Çoğu bağırsak, cilt, enerji sorunları ve bilişsel problemlerden ve burada saymakla bitmeyecek çoğu fiziksel problemden iyileşmekteydim. 

Yahoo’daki Spesifik Karbonhidrat Diyeti online forumlarının bilgisini aldım ve birine katıldım. Bu tecrübeyi yaşayan tek kişinin ben olmadığımı bilmek istiyordum. Forum üyelerinin çoğunluğu, otistik çocukların anne-babaları gibi görünüyordu. Otizm? Bu, depresyon ve madde bağımlılığıyla nasıl alakalıydı? Tecrübemi açıkladım ve kimse geri dönüp yazmadı...veya muhtemelen, Yahoo forum’unu nasıl kullanacağımı anlamamıştım. Ama şu sonuca varmıştım; evet, sanırım ben deliyim. Yaşadığım bu tecrübeden kimseye bahsetmedim ve kimseye 18 ay boyunca anlatmadım. 

Dördüncü olarak, tekrar çok şanslı oldum: Bir hidroterapist bana GAPS’ı tanıttı. Bir şekilde, profesyonel bir koloncunun bana faydası olacağı kafama girmişti. Aynı zamanlarda, Spesifik Karbonhidrat Diyeti web sayfasında, Candida mantarı ile ilgili bilgi almaktaydım. Fiziksel ve zihinsel semptomların çoğuna sahiptim. Spesifik Karbonhidrat Diyeti iyileşmem yedi ay sonra platoya ulaşmıştı ve kabız kalmıştım. Daha fazla cevap arıyordum. Kolon ile ilgili şeyler ve Spesifik Karbonhidrat Diyetinin Anti-Candida versiyonunu denemeye karar verdim. 

Hidroterapistin oturma koltuğunda, en uzlaşmacı pozisyonda, Spesifik Karbonhidrat Diyeti hikayemi hidroterapiste anlattım. O da bu diyetteydi. Ne bahsettiğim hakkında bilgisi var gibiydi ve ona ikinci ziyaretimde bana GAPS metnini satmayı teklif etti. Profesyonel kolon uzmanının yüksek maliyetinden sonra, hiç duymadığım bir kitabı almaya istekliydim. Psikoloji için P harfi vardı ve bir yol işareti Depresyon’u gösteriyordu. Evet! Evet! Evet! Orada anlayan biri vardı! Kitabı aldım ve evde yapılan enemalar hakkında bilgilendim ve tüm yardımının ve anlayışının karşılığında, iyi ödeyen bir müşterisini kaybetti. 

Enemaları evde yapabileceğimi hiç beklemezdim ama enema takımı bu geçtiğimiz 18 ay boyunca banyomuzda bir demirbaş oldu ve günlük enema, GAPS iyileşmemde bir aracı oldu! 

Spesifik Karbonhidrat Diyeti üzerine GAPS Protokolünde yaptığım üç önemli gelişme şuydu: 1) günlük enemalar, 2) yağı yüksek bir diyet, 3) fermente yiyecekler, özellikle de süt kefiri. Süt kefirinin; çok şekerli Spesifik Karbonhidrat Diyetinden, Anti-Candida Tam GAPS Diyetine geçtikten sonra ilk birkaç ayda kalan zihinsel karışıklık ve öfkeyi temizlemekte mükemmel bir becerisi vardı. 

Hidroterapiste ziyaretlerimle GAPS Protokolünü uygulamaya başladığım zaman arasında Anti-Candida uyguladım ve bazı önemli değişimler gerçekleşti. Üç kere çok miktarda ishal oldum ki ben, kronik bir kabızdım ve tüm hayatım boyunca sulu dışkı yaptığım hiç olmamıştı! Bu çok miktardaki ishalimin, fark etmediğim olağandışı bir kıvamı ve doğal olmayan bir kokusu vardı. Ve son derece acılıydı. Ama her bir ishalimden sonra, rahatlama oldu! Ve üçüncü kezden sonra, hızlıca çok daha fazla iyileşme deneyimledim: Tam işlerin daha iyi gidemeyeceğini düşündüğümde, gittiler. Hatta çok daha fazla huzur ve fiziksel iyileşme yaşadım! 

​Umarım tüm alkolik arkadaşlara ulaşabilirim; özellikle de, ayıkkenki çoğu
başarılarına rağmen, depresyonla ve diğer akıl hastalıklarıyla mücadele etmeye devam eden iyileşmiş alkolikler olarak benzer deneyimi paylaşanlara. Benim deneyimlerime benzer deneyimi yaşayan her türden bağımlılığı olanlarla, özellikle de GAPS’da bir cevap bulmuş olanlarla yazışmayı memnuniyetle kabul ederim. 

​Bunların hiçbirine inanamazdım ama ilk elden deneyimledim. Görmek inanmaktır! Ayıklığımın başlarındaki bir tartışmayı düşünüyorum. Tartışma konusu “beslenme yetersizliklerinden kaynaklanan alkolizm”di. Bu fikre hepimiz gülüp geçmiştik. Eskiler ve yeni gelenler de bu fikri hemen dışlamıştı, hiç araştırmadan bu fikri küçümsemiştik. 

Ayıklığımın başlarında, kronik depresyondan GAPS tedavisiyle iyileşmenin hikayesini duymuş olsaydım, her şey nasıl farklı olurdu! Ama hiç olmamasındansa geç olması daha iyidir; bunun için de gerçekten minnettarım. Geçmişimi temizledikten ve başkalarına verdiğim zararları düzelttikten sonra, finansal borçlarımı ve topluma olan borçlarımı ödedikten sonra, tüm söylenen ve yapılanlardan sonra gerçekleşmesinin mümkün olduğuna hiç inanmadığım daha olgun ve ahlaki tutumu benimsedikten sonra şu ortaya çıktı ki, ayıklıktan önce hayatımdaki en büyük problemler, benim kendi yaptıklarım değildi. Onun yerine, onlar, eski zamanların beslenme şekillerinin temel maddelerini sindirememenin doğrudan sonuçlarıydı, yani: tahıllar, kuru fasulye, patates, şekerler ve süt şekeri içerenler ve tüm GAPS’da izin verilmeyen yiyecekler. 

Bugünkü çoğu tıbbi doktor gibi, tüm hayatım boyunca yaşadığım bağırsak hastalığı ve yanlış beslenmenin belirgin semptomlarını ve okul öncesi dönemlerimden beri taşıdığım zihinsel rahatsızlıklarıma olan ilişkilerini hiçbir zaman fark etmedim. Ancak, GAPS’da izin verilmeyen yiyecekleri beslenmemden çıkardıktan sonra, iyileşmiş alkolik arkadaşlarla ilk buluşmamda, ellerimin üzerinde oturup dilimi ısırmalıydım. Bağırsaklarım bana bağırıyorlardı. Her yüzde ve her hikayede, paylaştığımız bu ortak yanlış beslenmenin etkilerini görüyordum; alkolik de olsak, otistik, şizofren, depresif, bipolar vb. Yıllar boyunca tanıştığım yüzlerce iyileşmiş alkoliğin yüzleri ve ayık olmayı becerememiş binlerce alkolik, gözlerimde birden parladı. 

Önceden açıklanamayan alkolik olmayan aile sorunları birden açığa kavuştu: depresyon, obezite ve diğer yeme bozuklukları, şizofreni gibi ağır akıl hastalıkları! Aile üyelerimizden sadece küçük bir azınlık “gerçek” alkolikler oldu ama genişletilmiş ailemizin geri kalan büyük çoğunluğu, “karbonhidrat yanlış beslenmesinin” yok edici etkilerinden yara aldı. Bu oydu! Bu, kuşaklar boyunca örgüsünü ören ortak ağ idi. Bu nedenle, çok azımız alkolizme yenilsek bile, “izm” ailelerimiz boyunca süregeldi. Dini açıklamalar yetersizdi. Aynı şekilde, çocuk istismarı ve “genetik” açıklamalar da yetersizdi. Ama karbonhidrat yanlış beslenme hipotezi tam bir cevap sağlıyordu. Bu oydu! 

İki grup insan arasında yüksek bir örtüşme olmasının basit bir tesadüf olmadığına inanmaya başladım: 1) Alkoli iyi tolare edemeyenler ve 2) Tahılları, kuru fasulyeyi, patatesleri ve şekerleri iyi tolare edemeyenler. Bu yiyecekler, tarım öncesi avcı toplayıcı insanlar tarafından tüketilmiyordu. Bunlara iyi adapte olamadık. Şu yakın tarihe, hatta günümüz yaşamına bir bakın. Tarım yapmayan eski ve yeni dünyanın yerlilerinin torunları; hem alkolün, hem de nişastalı ve şekerli besinlerin, o tür yiyecekleri tüketmeye uzun süredir alıştırılamayan insanların, fiziksel ve akıl sağlıklarını nasıl harap edebileceğini bizlere gösteriyor. 

Benim kendi Kuzey Avrupalı önsezici atalarımın alkolle ve GAPS’da izin verilmeyen yiyeceklerle daha bir aşinalığı vardı. Ama daha geniş bir perspektiften, benim kendi atalarımın çiftçilik yapması ve alkol kullanması, o kadar da eski değildi. Şuna inanıyorum ki, örneğin depresyonla mücadele etmekte olan iyileşmiş alkolikler, GAPS’ı bir denemeli. Ben bir yiyecek bağımlısı, bulimia, anoreksiye hastası, vb. değildim; yiyeceklerin benim akıl durumumla bir ilgisi olduğunu düşünmüyordum. Önce Spesifik Karbonhidrat Diyeti ve sonra GAPS Diyeti bana, bu tarımsal yiyecek gruplarından hiçbirini hiç tüketmeden çok daha iyi olabilecek insanlardan biri olduğumu gösterdi. 

Teşekkürler Spesifik Karbonhidrat Diyeti ve özellikle de sana teşekkürler, bugün hala yaptığım GAPS Diyeti! GAPS Diyetinden önce, hayatımın geri kalanı boyunca, mutsuz kader yolunu güçlükle yürümekten vazgeçmiştim. Şimdilerde, tamamen rahatladım. Yeni zihin durumum tam bir hediye oldu. GAPS’da izin verilmeyen yiyecekleri diyetimden çıkarmak ve GAPS Protokolünün diğer bölümlerini de uygulamak dışında başka bir efor sarfetmem gerekmedi. 

Not: Temmuz 2012: 39 ay oldu ve depresif bir anım olmadı. Hala anksiyete, şehvet ve öfkeden bağımsızım. Anti-Candida diyetim sona erdi ve GAPS’da izin verilen yiyecekleri başarıyla yiyorum. “Aşırı yüksek” hayvan yağlarından oldukça fayda gördüm, günlük yemeklerime 25-30 yemek kaşığı yağ ekliyordum. GAPS Protokolündeki kahve enemalarına da Aralık 2011’de başladım. Son zamanlarda, hipotroid semptomlarım için GAPS iyot boyama protokolünü denedim ve sonuçlarını aldım. Sonra Yahoo iyot grubuna katıldım ve onların protokülünü uyguladım, ***VAY CANINA***, bu benim için başka bir “pastanın tepesindeki kiraz”dı. Tam daha iyi olamayacağını düşündüğümde, daha iyisi oldu! Daha önceden hiç bilmediğim gücü güveni hissediyorum. Harika hissediyorum!

Dr. Natasha Campbell McBride'ın yorumu:
“Ne mükemmel hikaye! Ve çok tevazu ve mizah ile anlatılmış! Sana tamamen katılıyorum, Gerald: Nişastalar, şekerler ve tüm diğer işlenmiş karbonhidratlar, modern dünyamızdaki en kronik hastalıkların ve ıstırapların gizli nedenleri. Ve evet, onu, bu konuda bilgisi olmayan kişilere önerdiğinizde, sizi ciddiye almazlar. Ama lütfen artık daha fazla ellerinizin üzerinde durup dilinizi ısırmayın, arkadaşlarınızla konuşun! Deneyimlerinizden ve keşfettiklerinizden bahsedin, hiç korkusuzca konuşun! Bazıları sizinle dalga geçebilir ve dinlemeyebilir; ama ciddiye alanlar da olacaktır ve onların hayatlarını kurtaracaksınız! 
Gerald hakkında daha fazla bilgi isteyenler için Gerald bir radyo röportajının linkini de verdi: 

http://www.blogtalkradio.com/gapsjourney/two011/0five/twoeight/gerald–healing-digestive-disorders-on-gaps-diet  "


Gerald'ın Hikayesi
Kaynak: GAPS Stories, Medinform Publishing, İngiltere 2012

Yaşanan Psikiyatrik ve Fizyolojik Hastalıklar: Anksiyete, çölyak hastalığı, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, kronik depresyon, kabızlık

Dr. Thomas Cowan’ın hikayesi
Kaynak:(Holistic Family Medicine)http://fourfoldhealing.com/depression-managed-through-diet/


Yaşanan Psikiyatrik ve Fizyolojik Hastalıklar: Kronik migrenler, depresyon, anksiyete, DEB (Dikkat Eksikliği Bozukluğu), dispraksi, adrenal yorgunluk-bitkinlik, günlük baş ağrıları, fibromiyalji, İBS (İrritabl Bağırsak Sendromu), tiroit bozukluğu, metabolizma bozukluğu


GAPS Diyeti hayatımı değiştirdi ve kurtardı, buna hiç şüphe yok! Yeni yürümeye başladığım bebekliğimden beri süren ve 42 yaşıma geldiğimde ağır bir depresyon ve sindirim sistemi hasarıyla doruğa çıkan, uzun bir liste dolusu semptomla mücadele ettim. 

Öyle ki, yediğim her şey beni hasta hissettirdiği için yemek yemeyi bırakacak noktaya geldim. GAPS hayatımı kurtardı. Diyete başladıktan 72 saat içinde, uzun yıllardır ilk kez uyku ilacı kullanmadan geceyi uyuyarak geçirebildim. 

Ve iki hafta içinde, 25 yıllık depresyonum geçti ve o günden beri de depresyon yaşamadım. Katı bir GAPS Giriş Diyeti, sindirim sistemi semptomlarımı anında yönetti ve düzeltti. Tam GAPS Diyetine geçmem 6 ayımı aldı. 

Genel olarak tamamen iyileşmemse, tam 2+ yılımı aldı. Evet, zorlayıcıydı ancak; şu semptomlardan tamamen kurtuldum: her gün süren kronik migrenler, depresyon, anksiyete, DEB (Dikkat Eksikliği Bozukluğu), dispraksi, adrenal yorgunluk-bitkinlik, günlük baş ağrıları, fibromiyalji, İBS (İrritabl Bağırsak Sendromu), tiroit bozukluğu ve zar zor çalışan bir metabolizma. Aynı zamanda, 14 yaşımdan beri ilk kez ideal kiloma ulaşıp onu koruyabildim. 

Kolay olmadığını kabul ediyorum. Ancak buna değerdi; hayatımı geri kazandım.     

Lydia Rose’un hikayesi
Kaynak: GAPS Stories, Medinform Publishing, İngiltere 2012

Yaşanan Psikiyatrik ve Fizyolojik Hastalıklar: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), şeker bağımlılığı / açlığı, yeme bozukluğu, obezite, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, intihara eğilimli depresyon, anksiyete, astım, alerjiler, vejetaryenlik/veganlık, migrenler, amenore, PCOS (polikistik over sendromu), çölyak hastalığı, hipoglisemi, eklem ağrısı

Benim adım Lydia Rose, öyle isimlendirilmişim çünkü doğduğumda yüzümde gül renkli şiddetli isilikler varmış. Geçmişim tamamen GAPS’lı. Ben bir GAPS yetişkiniyim ve bir GAPS çocuğuydum. Bir arkadaşım bana, “sen GAPS’ın yürüyen resmisin!” dedi. Gülmeliydim, çünkü bu gerçek. Kitabı okumak, hayatımdaki bir kilidi açmak gibiydi. Sadece bilgiyi almak hayat değiştiriciydi, diyeti uygulamaktan kaynaklanan değişikliklerden bahsetmeme gerek bile yok. 

Bir çocukken; kulak enfeksiyonlarım, maya enfeksiyonlarım ve daha önce bahsettiğim isiliklerim vardı. Kollarımda, bacaklarımda ve yüzümde keratoz pilaris ve kuru çatlamış ayaklarım vardı. Ayrıca anksiyetem ve obsesif kompulsif bozukluğum vardı, 3 yaşında obsesif bir şekilde yazıp okuyordum. Her zaman besinlerle ilgili sorunlarım vardı: Yılda en az 10 kere “besin zehirlenmem” olurdu ve çokça kusardım. 5 yaşında, kontrol edilemeyen şeker açlıklarım başladı. Gecenin bir yarısı uyanıp kendimi dondurulmuş keki çözüp yerken ve avuç avuç kahverengi şekerleri mideme indirirken bulurdum. Kaseler dolusu makarna yiyebilirdim ve sonra da kusardım; midem o kadar dolar ve şişerdi ki. Yatağımı ıslatmaya başlamıştım ve güçten düşüren ayak kramplarıyla uyanıyordum. 5 yaşındayken neredeyse bir gecede aşırı derecede fazla kilolu olmuştum ve şeker açlıklarım bana dert olmaya devam etti. Makarnalar, kurabiyeler ve mısır gevreklerini yerdim, yerdim ve yerdim... Her zaman açtım ama hiç doymazdım. 

Sakardım ve kemiklerimi kırdığımda iyileşmezlerdi, onun yerine etraflarında büyük kistler oluşurdu. Bizde yağsız süt vardı, bu beni deliye çevirirdi ve 6 yaşında ciddi ağaç yemişi alerjileri geliştirdim. Midem her zaman ağrırdı ve yemeklerden sonra nefes almak için uzanıp kaburgalarımın altından ittirmem gerekirdi. 12 yaşında vejetaryen olmaya karar verdim çünkü eti sindiremiyordum. 28 yaşıma kadar vejetaryen kaldım. 

Lisenin başlarında zamanla 90 kiloya çıktım. Obsesif bir şekilde yazıyordum ve uykusuz olmuştum. Daha önce hiç içmememe rağmen sigara açlığı çekmeye başladım ve uyuşturucuya da başladım. Ayrıca esrar açlığı çektim ve her an onu içmeye başladım. 

Bulimia’m başladı. Lisedeyken anoreksiya ve bulimia arasında gidip geldim. Diller ve sanat konusunda kompulsiftim ve günlerce uyumadan yeni diller öğreniyordum ve sanat projelerini bitiriyordum. Aşırı kompulsiftim ve ihtiyacım olmayan şeyleri çalmaya başlamıştım. 

Vejetaryen olmak mideme yardımcı olmadığı için ve daha fazla kilo vermek istediğim için vegan olmaya karar verdim. 45 kilo kadar verdim ve sonra çok fena tosladım: Yürüyemiyordum, hatta okulda konsantre olamıyordum ve intihara meyilli oldum. Adet kanamalarım durdu. Doktorlar bana yüklü miktarda Paxil ve Trazodone verdiler ve bu ilaçlar benim aklımı bulandırdı. Okula bir yıl ara verdim ve sıkı bir şekilde diyet ve egzersize rağmen kilom artmaya devam ediyordu. Her zaman fark ettiğim bir şey şuydu: Kiloyla ilgili olarak vücudum istediğini yapıyordu ve onu durduramıyordum. Ne yersem yiyim ve ne yaparsam yapayım, bir uçtan diğer bir uca sallanıyor gibi hissediyordum. Midem şişmişti ve kafam gürültülü olmuştu. İlaçlarım arttırıldıkça şeker açlıklarım kötüleşti. Uyuma-yeme döngüsünün ortasında sabah 3’de uyanıp kavanoz dolusu reçel ve kaseler dolusu kek yiyordum. 18 yaşında 45 kiloydum ve 19 yaşındayken 106 kiloydum. Beni yatağa götüren migrenlerim her hafta olurdu ve bu migrenler GAPS Diyetine kadar devam etti. 


Daha fazla uyuşturucu kullanmaya başladım ve özellikle de içki içiyordum. Neredeyse bir gecede baygın bir sarhoş olurdum. Üniversiteye gittim ve hep A’lar aldım, ama dünyam birbirinden kopuyordu. Bir 34 kilo daha kaybettim ve çok az alkol alarak sarhoş olabildiğim için beyin sarsıntıları geçirmeye başladım. Kendimi kesmeye başladım. Hatırlayabildiğim kadarıyla kendimi tokatlayıp çimdikliyordum ve kendimi cildimi kesmeye zorunlu hissediyorum. Nöbetler geçirmeye başladım. Kopuyordum. Tüm anksiyetemle, DEB haplarını ve anti-depresanlarımı attım ve intihar girişiminde bulundum. Üç hafta hastanede kaldım ve sonra psikiyatrik koğuşa gittim. 40 kiloydum ve yemeyi reddediyordum. 

İntihar girişimimden sonra içki içmem düşüşe geçti. İntihar girişimimden dolayı üniversite beni okuldan attı. Bulimia ile birlikte birkaç sene daha içmeye devam ettim, 27 kilo daha alıp verdim ve iki okuldan daha atıldım. Yoğun açlığım vardı ve kompulsif olarak alkol ve yiyecek çalardım. Sonunda bir gün bir sokakta uyandım ve tedaviye ihtiyacım olduğuna karar verdim. Tedaviye gittim ve tüm grup için olan meyve suyundan litreler dolusu içtiğim için ve burnuma şeker çektiğim için neredeyse tedaviden de atılıyordum. Evet, doğru duydunuz. Şekere o kadar çok ihityacım vardı ki, onu burnumdan çekiyordum. Ondan avuçlar dolusu yemek yeterli görünmüyordu! Diyet Kola’ya bağımlı oldum ve günde 24 tane içiyordum. Tekrar kilo kaybettim ve bu yüzden 45 kilo civarındaydım. Bulimia’m şiddetlendi ama o güne kadar içmeyi bıraktım ve ayık kaldım. 

Bir yıl kadar ayık kaldıktan sonra, neredeyse bir gecede kilo almaya başladım. Bir ayda 18 kg aldım. Altı ay içinde 90 kg’a ulaştım. Biraz sakalım çıktı ve adet kanamalarım yine durdu. Şeker açlıklarım kötüleşti ve doktora gittiğimde yardım etmediler ama bana daha fazla Prozac ve anti-anksiyete hapları, Concerta, Metformin, Spironolactone ve doğum kontrol hapları verdiler. Biraz araştırma yaptım ve PCOS (polikistik over sendromu) hastalığım olduğunu öğrendim. Overlerimin ultrasonuna, glikoz tolerans testine baktım ve şeker hastalığının başlangıcında olduğum ortaya çıktı. 

Dişlerim çürümeye başladı. Daha fazla dolgu, kaplama ve diş çekimine ihtiyaç duydum. Sıklıkla başım dönüyordu ve uyuyamıyordum. Tekrar kendimi kesmeye ve intihara meyilli olmaya başladım. Kendimi tekrar psikiyatri koğuşunda buldum. O noktada yiyecekleri sindiremediğimi hatırlıyorum; havuçları yerdim ve turuncuya dönerdim. 17 gün boyunca kabız kaldım. Doktorlara söylediğimi hatırlıyorum ve onlar bundan rahatsız oldular ve bana laksatif üstüne laksatif verdiler ve hiçbiri işe yaramadı. Beni röntgene gönderdiler ve tamamen kaka ile dolu olduğumu gördüler. O anda zar zor konuşabiliyordum ve beni EKT (elektrokonvalsif terapi) ile tehdit ettiler. Sonunda bana en iğrenç ve tiksindirici mega dozda bir laksatif verdiler ve iki gün boyunca tuvaletteydim. Korkunçtu, ama ondan sonra bir şeyler ortadan kalktı ve ben tekrar nefes alabildiğimi hissediyordum. Bana tekrar bir anti-depresan ve başka bir anti-anksiyete ilacı verdiler ve tahliye ettiler. İki ayda 18 kg kaybettim. 

Çok ağır depresyondaydım. Konuşamadığım zamanlar oluyordu ve ileri derecede sosyal anksiyetem vardı. Hiçbir şeyi doğru dürüst götüremiyordum ama okula dönüp yeni bir işe girebildim. 68 kg civarında kilo aldım ve bir yıldan az bir sürede kilom 118’e çıktı. Yiyecekler beni kaşındırmaya ve tedirgin etmeye devam etti. Göbeğim sürekli olarak ağrıyordu ve bana dokunulamıyordu. Her an şeker açlığı çekiyordum ve gece boyunca çok fazla dondurma yiyordum. Gün boyunca da kaseler dolusu tahıl ve kutular dolusu kraker yiyordum. Bir gün et yemeye başladım ama hala beni iğrendiriyordu ve çok yiyecek sorunum vardı, özellikle de yiyeceklere dokunurken. Bana hastalık bulaştıracaklarını düşündüm. Yiyeceklerin kokuları, hem cildimde hem de boğazımın arkasında kaşıntı yapıyordu. Yiyeceklerle ilgili tuhaf alışkanlıklarım vardı. Bulimia’m kontrol dışıydı ama Ağustos 2007’de kusmam durdu. 

Mart 2008’de diş doktoruna gittim, dişlerimde çok fazla boşluklar vardı. Çene enfeksiyonum vardı ve bir dişin çekilmesi gerekiyordu. 2005 senesinde zaten iki tanesi çekilmişti; içleri tamamen siyahtı. Çekimlerden sonra, o yıl içinde boğaz enfeksiyonuna yakalandım ve sonra o böbrek enfeksiyonuna ve bakteriyal zatürreeye dönüştü. Çok sayıda antibiyotik kullandım ve sonra pamukçuğa yakalandım. Boğazımda stafilokok enfeksiyonum ve maya enfeksiyonlarım oldu. Anti-mantar ilaçları kullandım ve böbrek enfeksiyonuna yakalandım ve tekrar antibiyotiklere başladım. Tekrar bakteriyal zatürreem oldu, cilt mantarım çıktı ve H1N1’e (grip virüsünün bir alt türü) yakalandım. Yiyecekleri sindiremez oldum ve bayılmaya başladım. Dört kere beyin sarsıntısı geçirdim ve zar zor nefes alabiliyordum. Bir yılda 68 kg verdim. Doktor üstüne doktora gittim ve sonunda Çölyak hastalığı için kan testi yaptırdım. Pozitif çıktı ve ardından bana endoskopi yapıldı. Testlerim, yassılaşmış villüsün olduğunu gösteriyordu, o yüzden Çölyak teşhisi kondu. 

Bu, Kasım 2009’daydı. Tek başına glütensiz diyetle Mart ayında tüm ilaçlarımı bırakabildim (tonlarca dolusunu!). Doktorlar her zaman bana, hayatım boyunca anti-depresanları kullanmaya ihtiyacım olduğunu yoksa başka bir intihar girişiminde bulanabileceğimi söylediler. İlaçları bırakınca çok daha iyi hissettim! Farklıydı! Şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: Diğer insanlar böyle mi hissediyorlar? 

Şeker açlığım hala çoktu. Anksiyetem azalmıştı ama tamamen geçmemişti. Sanki hiç ertesi gün yokmuşcasına paketler dolusu glütensiz gıda yiyordum. Altı ayda 36 kg geri aldım. Tüm glütensiz kurabiyeler, kekler ve makarnalar... Midem ağrımaya devam ediyordu. Birden bire kahve içemez oldum; başımı döndürüp beni yere seriyordu. 10-11 yaşlarımdan beri çok fazla kahve içiyordum! Ayrıca birden bire sigara da içemez olmuştum. Bu tuhaf duyguyu, sigara içtikten ve tamamen uyuşturucu aldıktan sonra hissetmiştim. Bir gün, 15 yıl boyunca günde bir paket içtikten sonra sigarayı aniden bıraktım. Ayrıca, glütensiz diyet de beni kötü hissettirmeye başlamıştı. Eklemlerin korkunç ağrıyordu, çoğu günler uyuyamıyordum ve sabahları uyanamıyordum. Ve şimdi de, farklı yiyeceklere reaksiyon göstermeye başlamıştım. Migrenlerim artmıştı. “Doğal Aromalar” yüzümü şişiriyordu, soya lesitini (ve diğer tüm soyalar) bacaklarımda isilik çıkarıyordu, mısır ve tapyoka kolllarımın önlerinde isilik çıkarıyordu ve her şey bana mide ağrısı yapıyordu. Kokular da beni rahatsız etmeye başlamıştı. Tüm saç ve banyo ürünleri bana korkunç migren yapıyordu. Süt ürünlerini çıkardım. Sonra Sally Fallon’un “Nourishing Traditions” (Besleyici Gelenekler) adlı kitabını okudum ve bunun benim için doğru yol olduğunu biliyordum. Kitabı saplantılı bir şekilde okudum ve Ağustos 2010’dan itibaren saf bal dışındaki bütün şekerleri kesmeye başladım. Nemli tahılları denedim ama onları da sindiremediğimi fark ettim. Hayatımda ilk kez canlanmıştım ve pişirmeyi öğrenmiştim. Vücudum neye ihtiyacım olduğunu dikte etmeye başlamıştı. Markete gittim ve nasıl pişireceğimi bilmesem de, birden bire yeşil renkli sebzelerden aldım çünkü iyi görünüyor ve kokuyorlardı! Bu, çoğu yiyecekte de oldu. 

Tavukları kızartmayı, haftalık et suyu yapmayı, ev yapımı çorba yapmayı, ciğer yemeği ve fermente sebze yapmayı denerken kendimi besleme süreci kutsal olmuştu! Onu ne kadar çok sevmiştim ve ne kadar daha iyi hissediyordum! Doğal olarak kilo kaybettim ve her şey iyi gidiyor görünüyordu. Tavuk derisi açlığı çekiyordum ve sıklıkla her gün yemek istiyordum. Ancak yeni yiyecek hassasiyetlerim başlamıştı; yiyecekleri çıkarıp eklerken her gün yeni semptomlarla uğraşıyordum. 

Ne yazık ki, adet kanamalarım durdu ve Aralık’dan Mart 2011’e kadar 27 kg aldım. Uykum sırasında 1 kg’a yakın bal yiyordum. Tüm eski şeker açlıklarım geri döndü. Bana çiğ süt verebilecek bir çiftçi buldum ve o beynime oldukça yardım etti, ama mideme değil. Sütten şişmiştim ama kan şekerim çok sabitti!. Bu beni GAPS Diyetini yapmaya itti. 

GAPS kitabını, “Nourishing Traditions” kitabını aldığım sırada geçtiğimiz Ağutos ayında okudum ve “Yapabileceğimi bilmiyorum...” diye düşündüm. Yeni baskısını tekrar okuduktan sonra ve “GAPS Guide” (GAPS Rehberi) kitabını da okuduktan sonra, ihtiyacımın o olduğunu biliyordum. 

Yiyecek ve iyileşmenin hikayesi, benim hayatımın ana hikayesi. Ve her zaman onu o şekilde görmesem de, biliyorum ki o bir çağrı; ve GAPS ile, yiyeceklerle ve iyileşmeyle insanlara yardımcı olmak istiyorum. 

GAPS’a Mayıs 2011’de başladım ve altı aydır GAPS Giriş Diyetindeyim. GAPS Diyeti beynimi tamamen değiştirdi! Daha sakinim, daha az anksiyetem var ve kafamda çocukluğumdan beri sürekli süren ses olmadan başkalarıyla gerçek otantik kendim olabiliyorum. Depresyonum fark edilemeyecek noktaya geldi ve bu, hayatı boyunca eğer ilaç kullanmazsa sürekli olarak hastanede kalması gerektiği söylenen kadına oluyordu. Bu GAPS’ın gerçek hediyesi ve mucizesiydi! 

Artık işlerin nasıl üstesinden gelebildiğim inanılmaz! Önceden, en küçük şeyler bile bende panik ve anksiyete yaratırdı. Artık hayatı daha önce hiç yapmadığım gibi planlayıp ele alabiliyorum ve kendimi dünyanın bir parçası gibi hissediyorum. İnsanlarla konuşmakta ve onlara ne ifade ettiğimi söyleyebilmekte çok daha becerikliyim. Midem, hayatımda ilk kez düzleşti. Karnımın üstünde sürekli ağrı olurdu, o da geçti ve geçtiğinde gözlerim daha parlak ve net oldu, görmem gelişti ve zihnim daha da sessizleşti. Cildim yumuşadı ve daha da yumuşamasını umuyorum – hayatım boyunca kuru, isilikli bir cildim vardı ve onun içten dışa geliştiğini hissediyorum -. Ağzımın içindeki ve dişlerimin üzerinde hayatım boyunca duran ince tabaka geçti ve artık tüm gün boyunca balgam öksürmüyorum. Tırnaklarım önceden yarılıp ayrılırken, çok daha güçlenmeye başladı. Eklemlerimdeki ağrı neredeyse tamamen kendini düzeltti... Ve astımım iyileşti! Mevsimsel alerjilerim de ortadan kalktı. Kan şekerim tamamen sabitlendi!! Bunlar sadece en fark edilebilir semptomlar ve çok daha fazlasının kendini göstereceğini biliyorum. 

GAPS’ın size, bedeninizle iletişimde olmanızı ve onu gerçekten dinlemenizi sağlamasını seviyorum. GAPS gıdaları, bedeninize konuşan bir dil gibi! GAPS hayatımı ve dünya görüşümü gerçekten değiştirdi. Artık, her şeyin bağırsağınızın sağlığına bağlı olduğunu anlıyorum. İyileşmeye devam ettikçe, bu mesajı başkalarına da yaymak istiyorum. Berkeley California’da yer alan ve Jessica Prentice’in, “Three Stone Heart” Topluluk Destekli Mutfak’da işlettiği Yemek Pişirme ve Mutfak Gelenekleri programına başvurdum ve kabul edildim. Jessica Prentice, bu sene WAPF konferansında konuşmacı ve ben onun vizyonunu da çok takdir ediyorum. GAPS mesajını, gıdalarla başkalarını iyileştirme ve yemek pişirme yoluyla yaymak istiyorum ve GAPS Diyetini sürdürürken, onun mutfağında ondan öğrenerek pişirmek, ilk büyük adım. Three Stone Heart Berkeley’deki Geleneksel Yiyecekler Topluluğunda GAPS’ın bir yüzü olmak istiyorum ve sonra becerilerimi, orada mücadele veren insanlara yardımcı olmak için Minneapolis, Minnesota’ya taşımak istiyorum. GAPS mesajını yaymak istiyorum! Asıl program için burs kazandığım için şu anda, oraya taşınmak ve dört ay yaşamak için para biriktiriyorum. İnanıyorum ki bir yol bulacağım. 

​Dr. Natasha,  GAPS Diyetini yarattığınız için size kalbimin derinliklerinden teşekkür ederim! Hayatımı değiştirdiniz ve beni çok çok daha iyi bir sağlığa kavuşturdunuz. Kolay olmadı ama geçirdiğim tüm o ağrı, hastalık ve acılardan milyon kez daha kolaydı. Ben GAPS’ın tam bir RESMİYİM ve iyileşebilirim. Çok bilgesiniz ve bu programı bulduğum için kutsanmış hissediyorum, teşekkürler sevgili Dr. Natasha!!! GAPS yolculuğuma devam edeceğim ve eğer hayat boyu süren alerjiler, sindirim sorunları, çölyak, intihara meyilli depresyon, kendimi kesme, yeme bozuklukları, hipoglisemi, anksiyete ve astım (ki ben hepsine artık GAPS diyorum) hastalıklarından iyileşebildiysem, herkes de iyileşebilir! 

Dr. Natasha Campbell McBride'ın yorumu:
“Ne üzücü bir hikaye! Hikayeni dünya ile paylaştığın için çok teşekkürler Lydia! Çoğu kişi, bu durumda olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamıyor. Hikayen, okuyucuların onu yaşamasını ve hissetmesini sağlıyor. Kendini yaşadıklarından çekip çıkarabildiğin için, Tanrı seni kutsasın!”